YAŞ 35, YOLUN YARISI; YAŞ 39, YOLUN BAŞI.

Birisi “Yaş 35” dese, hemen tamamlarız cümlesini: “Yolun yarısı eder”.. Dante ve Cahit Sıtkı gibi Kiltaş olarak biz de kendimizi romantizmin rüzgarına bıraksak, mutlaka böyle hissederdik, kuruluşumuzun 39’uncu yılında… Biraz biraz yılgın, biraz kırgın, fazlasıyla da yorgun… Ki onlar yalnız yaşadıkları çağı değil, bugünü bile derinden etkilemiş iki büyük değer. Biri Shakespeare ve Goethe ile […]


ŞU HAYATTA…

Çocukken hiç bir şey bilmediğimi, gençken her şeyi bildiğimi, şimdi de hiçbir şey bilmediğimi gördüm. Yalnızca öğrenmenin değil, değişmenin de yaşının olmadığını, olgunluk denen şeyin yaşla değil; yaşanmışlıkla geldiğini gördüm. Hayatın bir bisiklet üzerinde yol almak olduğunu; hızlı olursam yol alacağımı, ama dengemi yitirmemem gerektiğini… En önemlisi de yokuşlarda, yani zor şartlarda, pedala daha fazla […]


LİMON GİBİ SIKILIYORUZ!..

  Bazı geceler, zaman duracak kadar yavaşlar. Böyle anlarda insan kendine hatırlayıp kederleneceği bir anı seçer istemeden. Binlerce kötü anı içinden en çok canını yakanı bulup çıkartır bilinç ve öncesinin arafındaki çöplükten. Bazı geceler, zaman akmayı unutur. Canını ısırmak ister insan geçemeyen saatler boyunca. Belleği, yıllarca şımartıldıktan sonra terk edilen, artık sokak köpeği olmayı beceremeyen […]


BEKLEME, GELMEYECEĞİM!

    “Ne hasta bekler sabahı Ne taze ölüyü mezar Ne de şeytan bir günahı Seni beklediğim kadar.”   Şiirin keskin kalemi, üstat Necip Fazıl Kısakürek o ünlü şiirinde böyle başlıyordu söze…. Kimi nasıl bu kadar büyük bir aşkla sevmiş, bu kadar büyük bir özlemle beklemişse!..   Beklemek hangimize uzak bir kelime ki?.. Hayatımız her […]


YA TUTARSA?..

  Hepinizin bildiği fıkradır; Nasreddin Hoca göle yoğurt döküyordur. Görenler şaşkın, “Hoca ne yapıyorsun” diye sorar. Hoca gayet sakin, “göle maya çalıyorum” der. Bunu işitenlerin şaşkınlığı bir kat daha artmıştır, “Hoca, göl maya tutar mı hiç!” Nasreddin Hoca oldukça kendinden emin, “ya tutarsa?”   Hoca’nın yaptığına gülüyoruz da bir bakın bakalım, bir düşünün şöyle biz […]


YALANDAN KİM ÖLMÜŞ!..

  Doğru söylemek bir’ken ve çok kolayken neden yalan söylemeyi seçeriz ki!.. Üstelik her seferinde yakalanma korkusunu duya duya…   Galiba özgürlüklerin kısıtlı olması ya da kendimize güvensizliğimizden kaynaklanıyor. Belki kaybetme korkumuzdan, belki itibarımızı yitirme kaygısından. Ama ne olursa olsun toplumsal bir hastalık olduğunu söylemek gerek….   Aşağı gündelik hayatta kullanılan milyon tane yalandan sadece […]


KİMSE KİMSENİN UMURUNDA DEĞİL!

  Yıllar önceydi… Zamandan emin değilim. Dışarı çıkmak istemediğim, tamamını evde geçirdiğim günlerin birinde odanın kasvetinden sıkılıp kapının önüne çıkmıştım sigara içmek için… Annem taburede oturmuş el işiyle uğraşıyordu. Yanına çöküp sigaramı yaktım. Ortalarına kadar neredeyse hiç konuşmadık. Uzun Samsun içiyordum o zamanlar, ismi gibi içimi de hayli uzun sürüyordu. Bir ara kafamı kaldırdım, çaprazımızdaki […]


Que Faire à la Fois?

Bugün Fransız heyetini konuk ettik ya, gündemimiz gereği Fransızca yazdım. Anlamı: Ne Yapmak Gerek? Sahi, ne yapmak gerek? Benim aklım almıyor da… Bakın hikayeyi baştan anlatayım. Bir süredir bir Fransız grubu, Kiltaş’a ortaklık teklif ediyor. Ta Fransa’dan kalkıp üç kere görüşmeye geldiler. Araştırmışlar, sormuşlar, kendilerine en doğru ve güvenilir ortak olarak Kiltaş’ı değerlendirmeye karar vermişler. […]


ZOR YOLLAR. ZOR YILLAR…

  “İnsanın içindeki iyilik de, kötülük de geceleri ortaya çıkar” diyor bir düşünür… Gerçekten de öyle. Mesela, hırsızlar, yol kesiciler, cinayet işleyecekler, birini kaçıracaklar, uyuşturucu satıcıları, kaçakçılar, suç makineleri hep geceyi kollar. Göz gözü görmeyen saatler onların iş başında olduğu saatlerdir. O yüzdendir belki de bütün bu kirli işlere, dönen dolaplara “karanlık işler” denmesi. Başka […]


BİTMEZ TÜKENMEZ GECELER…

Geceler yalnızların üstüne kabus gibi çökermiş. Yalnızca yalnızların mı? Çabuk büyümüşlerin, çocukluğu eksik kalmışların. Babası eksik sevmiş, annesi eksik yaşamışların. Oyuncaklarını doya doya oynayamamışların. Bayramlık elbiselerini doya doya giyememişlerin. Eksik sevilmişlerin, yanlış sevmişlerin. Aldatılmışların, ihanete uğramışların, ölüsü çok olanların. Çünkü bazı geceler zaman, duracak kadar yavaşlar… Böyle anlarda insan, kendine hatırlayıp kederleneceği bir anı seçer […]