HAZIR, YOLLARA DÜŞMÜŞKEN…

 

“Ekmek parası” diyoruz ya… Ekmeğimizi “taş”tan çıkartmaya çalışıyoruz ya… “Çamurcu”yuz ya hani… Söz konusu Kiltaş ya!..

Kiltaş’ı bir dünya markası yapacaksak eğer, dünyayı dolaşmak gerekiyor. Türkiye’nin ısısını düşürmemiz gerekiyor. Biz de kendimizi yollara vuruyoruz.

Hammaddemizi Guyana’dan, toprağımızı Virginia’dan alıyoruz, en iyisini sunmak için. Böylece dünyanın bir ucuna almak için gidiyoruz, bir ucuna satmak için.

Türkiye’yi ise bayilerimizle, müşterilerimizle karış karış dolaşıyoruz. Şöyle bir düşündüm de, Virginia ve Guyana’nın refrakter malzemeleri meşhur. Ya bizim yörelerin en çok neyi meşhur? Benim aklımda neleri kalmış, sizlerle bir paylaşayım istedim…

Sırayla özetliyorum. Dediğim gibi, koca koca şehirler, tarihe uzanan uygarlıklar bir iki sıfatla özetlenemez elbette. Bu yüzden eksiklerim için hoşgörünüze sığınacağım.

Adana‘ya kebap yemeye gidilir. Adıyaman‘ın içli köftesi, Afyon‘un kaymağı meşhurdur. Ağrı, Türkiye’nin en yüksek tepesi Ağrı Dağı ile özdeşleşmiştir. Amasya’nın elması, Ankara’nın armudu… Turizm başkentimiz Antalya’ya en çok deniz ve güneş için gidilir. Artvin‘de hinkal yenir, Aydın’da incir.

Balıkesir’in kaplıcaları, Bilecik’in seramikleri ünlü. Bingöl’de Nemrut Dağları var, Bitlis’te beş minare. Bolu, göller dolu. Burdur’un kabak helvası enfestir. Bursa deyince aklımıza hemen kestane şekeri ve İskender’i gelir.

Çanakkale, daha yüce bir duyguyla hatırlanır: Çanakkale Şehitleri… “Leb” demeden Çorum deriz.

Denizli’nin horozları yalnız Özay Gönlüm’ün değil, hepimizin dilindedir. Mevsimi de geldi, Diyarbakır karpuzu gibisi dünyada var mı?..

Edirne’ye Mimar Sinan’ın şaheseri Selimiye Camisi için gidilir ama illa ki Edirne Ciğeri yenir.

Elazığ, Harput uygarlığının izleriyle dikkat çeker. Erzincan, türkülerde bağları ile meşhurdur ama biz en çok tulum peynirini biliriz. Dadaş şehri Erzurum, Oltu kebabı ve Oltu taşı ile özdeşleşmiştir. Orta Anadolu’nun modern kenti Eskişehir, mermeri, çiğ böreği ve çalışkan belediye başkanı ile hatırlanıyor.

Dünyanın en ünlü gurme şehirlerinden Gaziantep’e gittiğinizde yemeniz gereken en az yüz şehre özgü yiyecek vardır ama illa ki hepimizin favorisi baklavasıdır. Giresun fındık, Gümüşhane Kelkit Çayı demektir biraz da…

Hatay’da künefe, Hakkari’de Zap Suyu öne çıkar.

Isparta, gülleri ve Demirel “Baba”sı ile meşhurdur. İzmir, kumrusu, boyozu ve özellikle denizi kız, kızı deniz kokan özellikleriyle Ege’nin incisidir.

Kahramanmaraş’ın dondurması aynı zamanda milli gururumuzdur. Kars’a yolunuz düşerse mutlaka peynir alın. Özellikle de gravyer olanından… Kastamonu denince akla Ilgaz Dağı gelir. Tabii bir de Tosya pirinci… Daha Kayseri sınırlarına girer girmez burnunuza bir pastırma ve sucuk kokusu gelir ki, bu kokuya bütün dünya kayıtsız kalamaz. Kağıt kebabı Kırklareli’de yenir. Pekmezin hası Kırşehir’de yapılır. Kocaeli pişmaniyesini tatmadıysanız hala çok pişman olursunuz. Mevlana şehri Konya’da mutlaka etli ekmek yenir. Kütahya çiniciliği ile meşhur. Toprağının özelliğinden..

Malatya, kayısı ile ünlü; Manisa, mesir macunu ile… Medeniyetler şehri Mardin, sırf büyülü tarihi ile bile insanları çekmeyi başarmıştır. Mersin denince akla tantuni ve cezerye birlikte gelir. “Kız alırsan Muğla’dan, ev yaparsan tuğladan” sözünü hatırladınız mı?… Muş ismi nedense bana önce yanık bir türkü tadıyla dokunur: “Havada bulut yok, bu ne dumandır” diyen seste anlarsınız ki yolu yokuş Muş, hüzün kokar. Ama börülcenin en iyisi de burada pişer.

Nevşehir, Kapadokya ve Peri Bacaları ile haklı bir üne sahiptir. Niğde’den elma ve patates alınır. Tabii acele ederseniz. Yoksa “geçti Bor’un pazarı, sür eşeğini Niğde’ye” derler…

“Ordu’nun Dereleri” ve Hekimoğlu ile de hatırladığımız Ordu’da Karadeniz’in yöresel yemeği mıhlamayı mutlaka deneyin.

Türkiye’ye çay içiren Rize, Anzer Balı ile de meşhurdur.

Sakarya, bal kabağı ve patates diyarıdır. Samsun, dünyada tütün demektir, bizde ise 19 Mayıs. Cumhuriyetimizin ve Kurtuluş Savaşımızın fitilinin ateşlendiği yer. Siirt’e giderseniz mutlaka perde pilavı ile kalbur hurması yiyin. Sinop deyince çoğumuzun aklına Sinop Cezaevi gelmez ki!.. Bu sebeple Sinop’a gitmeyi kimseye dilemem. Bu güzel deniz kentimizin mısır çorbası ise dillere destan. Sivas: Pir Sultan, Aşık Veysel ve türkülerimiz.

Yanık sesli türkücülerin şehri Urfa, acılı ishot biberi ve çiğ köftesi ile meşhur. Ve tabii sıra geceleri ile…

Trakya kentimiz Tekirdağ’ın neyi meşhur peki: Rakısı ile köftesi. Daha ne olsun!.. Yaprak sarmasını sevenler, Türkiye’nin en iyi asma yapraklarının Tokat’tan geldiğini bilir. Güzel türküleri de az değil Tokat’ın. “Hey Onbeşli Onbeşli”, “Kalenin Bedenleri, Niksar’ın Fidanları”, “Değmen Benim Gamlı Yaslı Gönlüme” bunlardan benim ilk aklıma gelenler… Trabzon, Trabzonspor sayesinde tüm dünyada bir futbol kenti olarak tanınmaktadır. Biz ayrıca hamsiyi, Oflu Hoca’yı, Vakfıkebir Ekmeğini ve Akçaabat Köftesini de iyi biliriz. Tunceli’de mutlaka Pülümür Balı ve Şavak Tulum Peyniri istenir.

Dokumacılık şehrimiz Uşak, el dokuması halı ve kilimleri ile haklı bir ün sahibidir.

Van, Van Gölü, Van Kedisi ve otlu peyniri ile bilinir.

Yozgat, Testi kebabı ve mesire yeri Çamlık ile misafirlerini ağırlar.

Memleketim Zonguldak, “kara elmas”ı kömür madenleri haricinde Çaycuma Yoğurdu, Ereğli Çileği, Devrek Bastonu ile de bilinir.

Aksaray, bamyası, Bayburt tel helvası, Karaman koyunu, Kırıkkale silah fabrikaları, Batman petrolleri, Şırnak el sanatları, Bartın doğal güzellikleri, Ardahan kuymak yemeği, Iğdır pamuğu, Yalova yaprak pidesi, Karabük kuyu kebabı, Kilis firik pilavı, Osmaniye yer fıstığı ve Düzce çerkez tavuğu ile özdeşleşmiştir.

Yaşadığım şehir İstanbul ise bir anlamda Türkiye’nin özetidir, bunların hepsi vardır. Ama kendi tarihinden gelen yöresel özelliklere de sahiptir.

Mesela, yoğurt yemek için Kanlıca’ya gidilir. Salatalık (hıyar) için Çengelköy’e… Kız Kulesi’nin büyüleyici manzarasını görmek için Üsküdar’a gidilir, tarihi yarımadaya karşıdan bakmak için Galata Kulesi’ne… Beyoğlu’nun sanat kültür yaşamı ünlüdür, Eminönü’nün ‘balık-ekmek’i. Heybeli’de mehtaba çıkılır. Göksu “bir alem-i ab eyleme” yeridir. Yani içki meclisi burada kurulur.

Ve daha neler neler… Gördüğünüz gibi gerçek bir hazineye sahibiz ve biz hala çalışmaktan, bu nimetlerden faydalanmaya vakit bulamıyoruz.

Virginia’ya, Guyana’ya, Almanya’ya, Kütahya’ya derken bir yeri ihmal etmişim: Kalamış’ı!..

Bir tatlı huzur almaya gidiyorum Kalamış’a! Ne zaman dönerim bilinmez.

 

Huzurlu günler dilerim.

Saygılarımla.

 

Nejat Gümüş

27 Mayıs 2014, İstanbul

REFERANSLARIMIZ