YAŞ 35, YOLUN YARISI; YAŞ 39, YOLUN BAŞI.

Birisi “Yaş 35” dese, hemen tamamlarız cümlesini: “Yolun yarısı eder”..

Dante ve Cahit Sıtkı gibi Kiltaş olarak biz de kendimizi romantizmin rüzgarına bıraksak, mutlaka böyle hissederdik, kuruluşumuzun 39’uncu yılında… Biraz biraz yılgın, biraz kırgın, fazlasıyla da yorgun…

Ki onlar yalnız yaşadıkları çağı değil, bugünü bile derinden etkilemiş iki büyük değer. Biri Shakespeare ve Goethe ile birlikte Batı Edebiyatının en büyük üç isminden biri, İlahi Komedya adlı başyapıtın yazarı İtalyan Dante Alighieri; diğeri Türk şiirinin ustalarından “35 Yaş” şiirinin ozanı Cahit Sıtkı Tarancı.

Cahit Sıtkı’nın “yaş otuz beş” dediği tarih 1945… Dante’nin “yolun yarısı eder” dediği tarih 1300 yılı… Ve Kiltaş’ın “yaş otuz dokuz, yolun başı” dediği tarih 2017…

2017 yılı Kiltaş’ın 39’uncu kuruluş yılı. Yani takvimler 1978’i gösterdiğinde, sembolik anlatımla özetlersek, “bir kürek ve bir yürek” ile yola çıkmış; ekmeğimizi “taştan” kazanmaya başlamıştık.

Aşık Veysel ustamızın dediği gibi kara toprağı yar belledik. Toprağı anlamayı, dinlemeyi sonra da sevmeyi öğrendik. O da çiçek verdiği, meyve verdiği gibi, bize de rızık verdi. Yalnız bizim rızkımız mı?.. Onlarca aileye, yüzlerce insanımıza geçim verdi, iş verdi.

Evet, işimiz topraktı, çamurdu… Çamurda oynadık, ama çamura batmadık. Değerlerimizi koruduk, değerler yarattık. Ne emeğimizi, ne sektörümüzü ucuzlatmadık, ucuza satmadık. Kaliteyi bir yaşam biçimi gördük, küçük hesaplara girmedik. Hammaddemizi daha uzun yol masraflarını göze alarak, dünyanın en iyi üretim yerlerinden, taa Virginia ve Guyana’dan getirdik. Refrakterin ateşe dayanıklılığı azalmasın; üretim tesislerinin verimi düşmesin diye…

“Söz Gümüş’tür” dedik, sözümüzün altına imza attık. Pek çok yenilikleri cesaretle hayata aktardık. Risk aldık, güvendik, güven verdik. İmzaladığımız distribütörlük anlaşmaları ile dünyaca ünlü firmaların Türkiye’deki ortakları olduk.

Refrakter dünyasının “Simurg”u Kiltaş olarak biz, hep kendi kanatlarımızla uçtuk. Krizlerin, ihtilallerin, ekonomik darboğazların sıkça yaşandığı güzel ülkemizde inişleri-çıkışları kendi içimizde yaşayarak, piyasalarda ismimizi yaralamadan ve kendi küllerimizden yeniden doğarak büyüdük.

Yurt içinde ve dışında iki binin üzerinde müşterimiz, beş yüzü aşkın ürün çeşidimiz ile ısı kaybı hesabından ankraj sistemleri ve sistem dizaynlarına, refrakter aplikasyonlarından mühendislik ve proje hizmetlerine kadar her alanda kusursuz bir hizmet sunmak için çalıştık.

Sanayiciyiz diye dünyamızı sadece ekonomi rakamlarıyla kurmadık. Sanata, kültüre yakın durduk. Duygulu ve duyarlı olmaya özen gösterdik. Barış Manço’dan Neşet Ertaş’a, Ayten Alpman’dan Berkant’a, Yılmaz Güney’den Zeki Müren’e değerlerimizin değerlerini bildik; hayatımıza kattıkları ışık için teşekkür ettik. Yeşilçam filmlerimizdeki Adile Naşit’li, Münir Özkul’lu ve Nubar Terziyan’lı masumiyet çağımızı özledik; eşsiz miraslarımızı yeni nesillerimize zaman zaman da olsa hatırlatmaya, sevdirmeye çalıştık. Asla “devir bu devir” demedik, devrin adamı olmadık; pek çoğunun Çin mucizesi promosyon dağıttığı bir dönemde biz, basınımızın bile çoktan unuttuğu değerlerimizi tekrar gündeme taşıdık, unutturmadık. Türk Müziğinin, Türk Sinemasının, Türk Sporunun en önemli temsilcilerini, unutulmaz isimlerini takvimlerimize taşıdık, saygıyla andık.

Biraz yorgunuz, biraz yılgın, biraz da kırgın, evet… Çünkü Kiltaş, kurucusundan her bir çalışanına, temsilcisinden müşterisine kadar yaşayan bir organizma. Hayata kattıkları kadar hayattan aldıkları da var. Bir evde bir anne ağlasa, nöbette bir asker üşüse, bir çocuk babasını beklemeden uyumasa bizim de canımız yanıyor. Teröre, ölümlere, yıkımlara, depremlere, yangınlara, doların yükselişine, işsizliğin artışına biz de kayıtsız kalamıyoruz. Enerjimizi, moral gücümüzü düşüren; hayal kurmamızı engelleyen bir çok olumsuz şey yaşıyoruz. Kendimizi yorgun, yaşlı, umutsuz ve bitik hissediyoruz.

Ama sonra aniden bir şey oluyor!. Bir sabah güneşi görüyoruz. Bir çocuk gülüşünü, yaşlı bir adamın gözlerindeki ışığı, bir gencin bir sokak kedisine yemek götürüşünü görüyoruz. İçimiz ısınıyor. Bir yerde bir güzel yatırım, dilimize dolanan yeni bir şarkı, uzun zamandır görmediğimiz eski bir dostu kucaklamak, bir film, bir kitap, bahçemizde açan bir çiçek umutlarımızı yeşertiyor. Gençleşiyoruz birden. Enerjimiz yükseliyor. Umutlarımız genç, güvenimiz çocuk gibi oluyor. “Hadi” diyoruz, “yeni baştan!”

Daha yapacak çok şey var. Maç daha yeni başladı!..

Kiltaş, bugün 39 yaşında. Bir insan hayatı için yolun yarısını geçmiş gibi görünse de, bir kurum için bu zaman aslında çok da uzun bir zaman sayılmaz. Çünkü ustalaşmak, kurumsallaşmak, hedefleri büyütmek, dünya ile entegrasyonu sağlamak, yeni pazarlara açılmak derken nefes nefese geçen bir yoğun iş yaşamındayız hepimiz. Malum, gün kısa, zaman hızla ilerliyor ve yapacak daha çok işimiz var.

Biz, büyük, en büyük olmak için çalışmıyoruz. Büyük işler başarmak, iyi olmak için varız. İyilerin eninde-sonunda kazanacağına inanarak ve iyi bir dünya bırakmayı umut ederek tutunuyoruz hayata. Hayatımızı işle, işimizi eğlenceyle ve tutkuyla sürdürerek…

Kiltaş’ın 39 yılına ilişkin bu yazı, tıpkı yakın dostlarla kurulan ve anıların masaya yatırıldığı bir sofrada, geçmişe yapılan bir yolculuk gibi oldu.

Öyleyse, nice yıllara Kiltaş.

Bugün 39. Seneye 40. İki sene sonra 41.

Kırk bir kere maşallah!

Nejat Gümüş
11.01.2017, İstanbul

REFERANSLARIMIZ